Viyana 2 l Avusturya l Seyahat

Okumayanlar için Viyana ile ilgili 1.bölüm yazıma buradan ulaşabilirsiniz.
Gelelim 2. bölüme…
2.bölüme Tabor Hotel’de yaptığımız kahvaltı ile başlayayım, Prag Top Hotel’den çok daha iyi bir kahvaltıydı diyebilirim. Beyaz peynir, muz, çay bile vardı o derece yani :) Bizim kahvaltılarımızın yerini tutmasada yinede buna da şükür :) Karnımızı güzelce doyurup bugünkü planımızı yaptık. Bugün kızlarla ekstra tura katılmayacak kendi kendimize keşif yaparak gezecektik, kesinlikle kendi kendine gezmek daha verimli oluyor, tur ile koştura koştura ve belli yerleri görebiliyormuşsunuz bunu uygulamalı görüp öğrenmiş olduk :)
İstatistiklere göre Viyana 2010-2011 yıllarında Avrupa’nın en yaşanılası şehri seçilmiş. Gezdik gördük gerçekten yaşanılası bir şehir :)
Viyanada çok rahat şebeke suyundan su içilebildiğini hatta özellikle tadına bakmamız tavsiye edildi, bizde tabiki doya doya denedik hatta ertesi güne de depo yaptık çünkü gezdiğimiz heryerde gazlı ve gazsız su ayrı ayrı satılıyor, çek halkı olsun macar halkı olsun hem az su içiyor, çünkü onların tek su kaynağı içki, hem de gazlı su içiyorlar yani bizim normal dediğimiz suyu onlar içmiyor. İçmediklerinden midir bilemem ama bizim normal içme suyumuz heryerde çok pahalı, buradan aldığımız küçük boy su şişeleri bizim paramızla kat kat fazlasına satılıyor ki, 1 hafta boyunca bu kadar su parası hiçbiryerde verilmez yani :)
Burası Avusturyanın parlemonto binası… Bina üzerinde sebebini bilmediğimiz pembe bir kurdela vardı gittiğimiz zaman, kendi kendimize Avon’un Meme Kanseri ile mücadelesinin simgesi buraya kadar gelmiş dedik ama vardır bir manası…
Belvedere Sarayı, bahçeleri ve barok tarzı mimarisiyle görülmesi gereken yerlerden, günümüzde müze olarak kullanılıyormuş.
Viyana’da sağa bak tarih sola bak tarih desem abartmış olmam sanırım…
Binicilik Kulübü…
Doğa Müzesi ve Sanat Müzesi…
Viyana‘ya gelince tatmanız gereken bir lezzet var ki o da Sacher, dünyaca ünlü, bol çikolatalı ve kayısı marmelatlı bir çikolatalı pasta çeşidi kendisi :)
En güzel yapan yer Hotel Sacher Wien’miş. Hal böyle olunca burada yememiz tavsiye ediliyor. İçerisi çok kalabalık olduğu için dışarıda uygun bir yer bulup siparişlerimizi veriyoruz… İsterseniz marketlerde daha büyük porsiyonlar halinde paketlenmiş olarakta alınıp yenilebiliyor ama Hotel Sacher Wien en meşhuru olduğu için burada tatma imkanını yakalamışken kaçırmıyoruz.
Orijinal Sacher’in hikayesi 1832 yılında Prince Metternich ‘in mutfağında başlamış. Burada şef olarak çalışan Franz Sacher, bu çok sevilen pastayı Prensin menüsüne sokmuş. İnanılmaz beğenilen bu lezzet giderek şefi çok ünlü yapmış ve Sacher giderek daha çok mutfağa girmeye başlamış.
Tadına bakmadan dönmeyin derim 😉
Tur boyunca normal olması gereken ama bizim ülkemizde anormal olan birşeyi çok yadırgadık ki, o da araçlara yayalara ve bisikletlilere verilen değer… Avrupa’da yaya geçidinden geçerken ayağınızı kaldırımdan aşağı attığınız anda arabalar hop diye duruyor, o kadar alışmışız ki Türkiye’de bunun tam tersi olmasına, bu kadar kurallara uyuluyor olmasını haklı olarak çok yadırgadık, hatta aramızda esprisi konusu bile oldu Türkiye’ye dönünce de buradaki kurallara alışıp yaya geçidinden araçlar nasılsa durur diye basıp geçeceğiz, sonrada biri ezip geçecek diye :) Biz Türkiye’de yaya geçidini geçtim, kırmızı ışıkta bile karşıdan karşıya geçerken tedirgin oluyoruz, biri kırmızıda geçer de ezilirmiyiz diye :)
Bisiklet yollarıda aynı şekilde kurallı, bir yaya bisikletli yolunda yürüyemiyor hepsinin kendisine ayrılmış yolları var çünkü…
Tüm gün orası senin burası benim serbest gezmek hem çok güzeldi, hem de çok yorucuydu. Otele kendimizi nasıl attık bilmiyoruz ama Budapeşte için tekrar valiz toparlama vaktiydi. Biz Viyana’yı çok sevdik, tarihi yapıları, sokakları, üniversitesiyle bu yaşanılır şehiri imkanı olan herkesin ziyaret etmesini tavsiye ederim.
Budapeşte’yi merak edenler bir sonraki yazımı kaçırmayın, görüşmek üzere 😉

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Goto Top